Poems Under Sky

Liselinin tekinden şiirler ve denemeler

27 Şubat 2026 Cuma

. ⟢ Dişlerimden Korku ⭑ ╭ Isırmak ve Havlamakla İnşa Edilmiş Tüm Şiirlerim

24/02/2026

Havlamanın hayalini kuruyorum

Ulumanın düşüncesinden korkuyorum

Dişlerim biraz daha var olmaya çalıştığında

Dilimin uyum sağlamak için sivrilme çabası

Sonuna kadar uzanmaya, sürünerek

Hatırlatıyor bana

Çizgiden sonra insan kalamayacağımı


02/01/2026

Çekiçle şekledilmiş kafatası bir itin

Takılmış insan iskeletine

Küçülerek köpekten aşağı beynim

Havlamayı bile bilmiyorum, ısırmak ne âlâ



08/03/2025

my attempts of talking 

are reminding me some kind of barking

such foolish creature trying

to socialize without even thinking


26/02/2025

When its louder than i expected to sound

Then i lost my voice new its silent i as died

And hot as im angry, over my cheeks like im in love with somebody

Neither its, a surprise even to me, me being kinda shy

Opposite to my nature, thank god me as a dog, german shepherd

Even my joint pains showing im not human nor i cant ever be

So don't listen my barking, my tail going between my legs and

I'm running away, crying in an annoying pitch


30/01/2025

Sounds like born from an animal

Without complex language skills

And ability to socialize

Ask what he needs to finish this basic task


Without a goal without a significant other

Following a river in a city as his life path

Pretty sure his corpse will be a home

For the flowers that will be pulled by the one he despises


05/11/2024

Would you be there for me even if I bite you out of fear

What if I bite you so hard so you never leave

I'll bite you so you can finally hate me


27/07/2024

I bark to things what makes me mad and angry

I whine to times when it feels impossible to be me

I sell my soul and loyalty to who uses the chains of heaven to me

I bite to those who look dangerous to me,


I am a dog, maybe a hound, and I belong to here, I belong to my homeland


  • "Dişlerimden Korku" başlığı aslında birkaç ay önce yazmaya başladığım bir denemeye aitti. Ancak bitirecek enerjiyi asla bulamadım, ama bir ara bulacağım, bu yüzden bu başlık altında köpekler üstünden duygularımı işlediğim tüm şiirleri bir araya toplamak istedim. Buraya kadar gelip hepsini okuduysan çok teşekkür ederim. Belki sinirli bir şekilde belki hüzünlü bir şekilde havlamaya devam edeceğim; insanların arasında köpeklere de bir yer olup olmadığını öğrenmeye çalışacak, başarılı olursam siz insanlara olan minnettarlığımı ölene dek sunmaya devam edeceğim. 

  • Yine de insan olmayı diliyorum.

  • Ama sevgi göstermek için insanları ısırma isteğimi içimde hissederken sanırım bu dileğimin olanaksız olduğunu kavrayabiliyorum.

  • Yine de denemekten başka bir şansım yok.

21 Şubat 2026 Cumartesi

Evlenmek, Aşık Olmak ve Daha Fazlası

14 Şubat geçeli günler oluyor ve ben ne öncesinde, ne o günde ne de ondan sonra Sevgililer Günü üzerine kendi hayatımı ilgilendiren bir fikir üretmedim. İlgilendirmeyen ürettim, evet. Ancak o fikir de "Kapitalizmin oyunu deseler de ben insanları, sevdiklerini önemsemeye itecek bir gün olmasının konseptini seviyorum. Romantik anlamda olsun ya da olmasın kullanılabilmesi ise onu daha da harika yapıyor."dan ibaretti. Düşününce, dürüst olacağım ama –beni yargılamayacağınıza inanarak (Ki insanlar beni çok yanıltıyor bu konuda.)– 14 Şubat hakkında kendi hayatımı ilgilendiren bir fikir geçti aklımdan, asla kendi odam dışında bir yerde dillendirmediğim türden hem de:

— Sevgili arkadaşım, diye başlayarak onlara hep yanımda oldukları için teşekkür etmek istediğim çok fazla insan var. Onlara bunları söylemek isterdim ama bu kişilerin çoğu da, hatta neredeyse hepsi, platonik (Bence artık İngilizce anlamıyla kullanmama alışmışsınızdır. Alışmadıysanız romantik olmayan her türlü sevgiyi kastediyorum.) sevginin romantik sevgiden daha düşük bir kademede olduğuna inanıyor. İki farklı kategoriden değerlendirdiğim, birbirinden bu kadar farklı olan duyguları yarıştırmak ve karşılaştırmak doğru olamaz. Yine kalbimdeki sevgiyi insanları sulamak için kullanamadan, kendi dünyamda utanç içinde yaşayacağım gibi duruyor.


Sevgili "Aşkla işim olmaz."cı, sevgili yazar; nedir bu aşka olan ilgisizliğinizin sebebi, diye bir soru sorduğunuzu duyar gibiyim. Siz bugün sormuyorsanız bile bana çok kez sorulduğunu duydum. Eğer beni "Aşkla işim olmaz."cı olarak görüyorsanız ya size benim aptal felsefe sevdalısı ve yazar yönümü anlamanızda güvenmiyorum demektir –ki dert etmeyin, anlaşılmak da anlaşılmamak da benim için aynı derecede fazlasıyla utanç verici bu yüzden size karşı bir kırgınlık gütmüyorum– ya da size anlattıklarımı pembeden farklı renkte filtreli gözlüklerinizle okumuşsunuzdur ve bu beni kahreden türden bir öznel yorumdur. Ama sorun yok, bunlar olabilir, bunları ben de yapıyorum, pembe filtreli gözlüklerimle. O yüzden son çare olarak, bir sohbet metninde olmaması gereken kadar fazla tanımlama cümlesi kurarak kendimi anlatmaya çalışacağım. Hepsinin kendi hayatıma yön vermek için oluşturduğum tanımlar ve kurallar bütünü olduğunu unutmadan okumanızı dileyeceğim.

Aşk, birbirine karışmış ve açılmayı bekleyen türden bir sevgi yumağıdır. Bu sevgi romantik ya da platonik olabilir ve bu yumağı açarak ne tür olduğunu sonucunda öğrenmek gerekebilir ya da derecelendirmek için yine üstüne düşünmek ve çabalamak gerekebilir.

Aşık olduğunuz kişiyle ne yapmak istediğiniz sizin, yani benim, hayat standartlarıma ve bu kişinin hayatımdaki rolüne bağlıdır. Ben macera arayan bir kişi değilim, o yüzden karşımdakini herhangi bir açıdan tehlikeye sokacak durumlarda –bu hâlâ iletişimde olduğum ailemin onay vermemesi, benim hislerim üzerine daha uzun süre düşünme ihtiyacı gütmem gibi sebeplerden olabilir– karşımdaki kişiye duyduğum saygıdan dolayı onunla romantik bir ilişki düşüncesi, sevgili olma hayali taşımam.

"Ah, olamaz! Hep ailene mi bağlı kalacaksın kilden baştan savma yaratılmış Adem'in küçük mü küçük torunu yazar?" Ayağında prangaları olan bir geyik başka hiçbir geyiği kendisininki gibi bir hayata mahkum etme riskini almak istemez. Özgürlüğe kavuştuğunda çayırlarda dilediğince koşan, diğerlerinden her açıdan farklı idealleri olan bir geyikse sevginin yumuşaklığının ve sıcaklığının romantik aşktan başka şekillerle de –kalbimde romantik aşkı arzulamaya yönelik bir bölüm yok, tersine dostlarıma yeterince sevgi yaymadığımda beni boğacak tipten dolup taşan bir yüreğim var– doldurulabileceğini bildiğinden kendisini tek tip bir hayata zorunlu tutmayacaktır.

"Ne bu farklılık aşkı ne bu sürüden ayrılma ideali?" Hayır, yok öyle bir ideal. Damarlarımda sadece sonsuz hobilerimi gerçekleştirirken dolu olan ellerimin yanında boş olan beynimin de kendini yormak için öne sürdüğü önermeler, tanımlar ve sorulara verilen cevaplarla oluşturulmuş örüntülerin ahengini sağlamak için yapılması gerekenlerin sıralaması akıyor.

"Tamam özgür olmak istiyorsun ama mantık evliliği yapar mıyd-"; devletin, tanımadığınız insanlardan oluşan bir kurumun sizin kimle olduğunuzu bilmenize güveniyor musunuz? Şahsen ben güvenmiyorum, kazanacağım ve kaybedeceğim birçok hak olacak –Kİ BU ÇOK SAÇMA!! Ve evet sadece "laf üstünde" evliyiz diyip beraber yaşaya da bilirim insanlarla. Ama çok katı kurallarım varken benle uyumlu yaşayabilecek bir kişi bile olduğunu düşünmüyorum. Kurallarımdan vazgeçecek toleransı göstermeyi de aklımdan bile geçirmiyorum.

E yalnızlığı ben kendi kendime hak etmişim o zaman, benim durumumu yalnızlık olarak görüyorsanız tabii. Ben hiç de yalnız değilim, romantik ve platonik sevgi arasında ihtiyaç olarak bir ayrıma sahip değilken fazlasıyla insanla beraberim bile.


Ah, cümleyi böyle kurunca yanlış anlaşılma riski yüzünden değinmem gereken başka bir konu geldi aklıma. Cinsellik.

Temas içeren şeylere inanamayacağınız derecede ilgisizim, seks ve ona benzer aktiviteler metinlerimi besleyen metaforlardan ibaretler. Norm içinde işleyen beyinlere sahip karakterlerim arasındaki sevginin derinliğinin belirteci, norm dışında işleyen karakterlerimin ise gerçekten o aktivite dışında yaptığı birçok şeyin yoğunluğunu derecelendirmek için bir ayıracı.

Birinin üstünde kıyafetleri yokken, gün içinde bile sadece güvende hissettirdiği kişilere gösterdiği vücuduna şahitlik edecek kadar karşılıklı güven duyma konsepti büyüleyici derecede hoş, gerçek olmak için fazla hoş. Bu gerçek olamayacak kadar hoş olmasındandır ki deneyimlerini duyduğum tüm insanlar daha sonraki aşamalara geçmek için fazla acele ediyor. Ve yine bana sıkıntıyla iç çektiriyor ki, gerisinin benim açımdan hiçbir ilgi çekici yönü yok. O yüzden konu yine her zaman dediğim o noktaya geliyor ki; gerisini yapmayacaksam bunları romantik ilgim olmayan birisiyle de yapabilirim, değil mi? Dogmatik düşüncelerle ağzınıza gelen ilk fikirle hayır demek istiyorsanız, lütfen birazcık durun.

En çok güvendiğiniz kişi kim? (Eğer en çok güvendiğiniz kişi kendinizse ikinci kişiyle cevap verin lütfen.)

Bu kişiye beslediğiniz sevgi türü ne?

Daha doğru kişiyi bulamadınız mı, umrumda değil. En çok güvendiğiniz kişi kim ve ne tür bir sevgi besliyorsunuz?

Buna benden başka bir kişi bile romantik ilgi beslemediği kişiyle cevap veren birisi varsa, o zaman yapamamam için hiçbir sebep yok.

Birine vücudum hakkında güvenemeyeceksem nasıl fiziksel olarak yan yana kıyafetlerimle duruyorum, kıyafetlerim "Evet." ya da "Hayır." demek için mi varlar? Kıyafetler cevap vermek için yoklar, bunun tersini savunuyorsanız bu tartışmada ulaşmak istediğim noktaya daha çok yolumuz vardır demektir.

Romantik ve cinselliğin bu isimleri yazdığım sırada gerçekleşmeleri gerektiğini de düşünmüyorum. Çok özgürlükçü takılmaya çalışmıyorum. Güvende olacağınızdan emin olun, kendinizi pişman olacağınız şeylere sürüklemeyin ve öncesinde açık bir şekilde iletişim kurabildiğiniz biri olduğundan emin olun sevgili okuyucularım. Hepinize çok değer veriyorum ve zarar gelmesine karşı büyük bir korku duyuyorum, belki aranızda nefret ettiğim kişiler olma ihtimali var olsa bile. Bu yüzden ne tür ilişki olduğu fark etmeksizin –arkadaş ilişkileri, romantik ilişkiler, cinsel ilişkiler; yanlış şartlarda hepsi birbirinden çok tehlikelere sahip– güvende olduğunuzdan emin olun, sınırlarınızı net çizin ve aşanları hayatınızdan çıkarın veyahut olabildiğince uzaklaştırın. Sizin için neyin doğru olduğunu kendinizden daha çok bilen kimse yok, olmayacak da. Doğrularınızı bilmiyorsanız, kimse bilemez. O yüzden düşünün, tartışın, kendinizle kavga ederek de olsa bunları bulun. Lütfen tanıyın kendinizi.

Hiçbir ilişki tam anlamıyla normatif değildir, olmak zorunda da değil. Çok duyulan, rastlanan belli bir sıra başkalarının ilişkilerine yardımcı oluyorsa ne iyi! Ancak yardımcı olmayacağı birçok insan da var ve bu insanlar bozuk değil.

Eğer insanlara kendi hayatınızda rastladığınız örneklerden yola çıkarak çok büyük iddialarda bulunuyorsanız, lütfen bunu yapmayı bırakın. Evlenmeyeceğim diyen kişiler ilk evlenecek kişiler olmak zorunda değiller. Bu kadar büyük bir cümleyi söylemek –böyle bir toplumda– cesaret ister ve bunu takdir etmelisiniz, sonucu ne olursa olsun. İnsanlar duydukları cümlelerden kendi fikirlerine karşı olan saygılarını kaybedebiliyorlar. Sözüm o ki; belki o "Evlenmeyeceğim." diyen insanlara dolaylı yoldan nikâh kıydıran, kendi fikrini gerçekleştirmesine olanak tanımayanlar sizsiniz. Böyle bir davranışınızdan suçluluk hissetmelisiniz, çok net.

İnanmadığım tanrı(lara) şükürler olsun ki kendi fikirlerime güvenen biriyim çünkü bu yazıyı bile "Değişecek, göreceksin." türünden bir laf üzerine yazdım.

Bir şeyi anlamak için deneyimlemek zorunluluk değildir. Ama kanıt istiyorsanız ki sevgili olduğum insanlar oldu ve eninde sonunda arkadaş olarak kalmanın daha iyi olduğuna karar verdik. Bu kişilerden ikisiyle hâlâ aktif olarak konuşuyorum, diğerleriyle de iletişimim tam anlamıyla kopuk değil. Demek ki doğru kararları vermişim diyorum.

Yüzük, nikâh, düğün ve evlilik belgesi gibi konseptlerin benim hayat tarzıma uyduğunu düşünmüyorum. Birisiyle romantik olarak beraberken aynı evde yaşayabilirim, aynısını platonik olarak çok sevdiğim biriyle de yapabilirim. Benim açımdan o kadar farkları yok ki…

Romantik ilişkiler benim hayatım için bir zorunluluk değil, ön planda olmaya hiç yakın da değiller. Anlayacağınız o ki, olmadan yapabilirim. Olmaları için üstün bir çaba harcamak istersem bunu o zaman düşünürüm. Gelecekteki benle de geçmiş değerlerime sahip ben olarak o zaman tartışırım. Bu işi bana bırakın.

Romantik bir aşk istiyorsam Basil'in Dorian'a beslediği türden, sanatımı geliştirmekten öteye gitmeyecek (Ama Basil'in yaşadıkları kadar hayatımı sonlandırmayacak); Enkidu'nun gaddar olsa bile onu en doğru şekilde anlayan dostu Gılgamış'a beslediği türden, konseptine çok yabancı olduğu medeniyet dünyasına adımını attığı anda 6 gün 7 gece (Shamhat ile yattığı kadar uzun bir 'savaş' olarak görürüm aralarındakini) boyunca kapıştığı dostuna duyduğu bağlılık gibi türden bir romantik aşk isterim.

Ben bir şairim, bu yüzden her farklı insan evladı gibi ben de sevgimi bir o kadar farklı hissederim.

O yüzden gerçek bir dostum olun ve tatmadığınız türden bir sevgiyi, bir Gürcü şarabını deneyin.

3 Şubat 2026 Salı

Adem'in Dileği

    İnsanlığın zamanı bile bükmeyi öğrendiği bir geleceğe sürüklenmişti ilk insan, Adem. Yaratılışını dün gibi hatırlıyordu; diğer insanlar gibi etten kemikten yapılmamıştı o, toprağın kendisinin rastgeleliğinden Tanrı'nın ilk çömlekçilik deneyimi olarak ortaya çıkmıştı. Tanrı bu işte ne kadar başarısız olduğunu fark etmiş olacak o andan sonra insanları topraktan yapmak yerine Adem'in yarısından yaratmaya karar verdi. Adem her bir insanın kendisinden çıkmasıyla yavaş yavaş azaldı, diğer insanlar gibi yaratılmamış olmasının üzerine topraktaki mineraller gibi vücuduna geçmiş insanlığını da bu şekilde kaybetti.

    Ve dinmek bilmeyen bir yağmur yağdı üstüne, her şeyini kaybetmişken. Üstünde onu damlalardan koruyacak bir deri yokken, içinde vücuduna sıcak kan pompalayacak sevgiyle dolu bir yürek yokken. Tenine düşen her yağmur damlası canını acıtıyordu, savunmasızdı. Diğer insanların aksine, yağmurdan kaçmak için bir barınak bulmadan, yağmurun altında çömeldi. Gözleriyle yağmurun akışına eşlik ederken yapraklarından damlalar kayıp giden bir bitkiye benziyordu. Kökleri o anda ölümü arzulamaya başlamıştı.

    Adem Tanrı'ya sordu:

— Peki ya insanlık? Nasıl çoğalıp artacak, her zaman bölünerek azalacak mı?

    Tanrı her zamanki gibi sessiz kaldı, bir meleği Adem'e eşlik etmesi için görevlendirdi. Adem meleği takip ederken bir çift insanla karşılaştı. Bir kadın ve bir erkek, birbirlerini çok sevdiklerini söyleyen… O anda doğumun mucizesiyle tanıştı. Anne ve babanın insanlığı birbirleriyle birleştiklerinde yavrularına aktarılıyor, ona insan olma yolunda büyük bir miras bırakıyordu. Bir peygamber olarak insanlığı görme yeteneği verilen Adem yenidoğanın parlayan yüzüne bakarken kıskanmadan edemedi. İçten içe insan olmayı diledi. Kendi başına hiçbir şey yapmayı bilmeyen bir bebek bile ondan daha insandı. Her gördüğü bebeğe karşı da yüzünü çevirdi, bebekler de onun varlığının yok olduğunu zannederek şaşırdılar.

    İnsanlar ona yavaş yavaş bir insandan çok kutsal bir lider olarak muamele etmeye başladıklarında, insanların başka canlılara nasıl davrandıklarını anlamaya başladı. Yaşamak için gerekli her şeyi bilmek onu bir insan değil, sadece hayvan yapıyordu. İçgüdüleriyle hareket etmemesine rağmen insanlar onu kendilerinden biri olarak görmüyorlardı. Çünkü insan olmanın önemli bir parçası da öğrenmekti, başkalarından onların gösterdiği sevgiyle öğrenmek. Ama Adem her şeyi biliyorsa, o zaman öğrenilecek hiçbir şey kalmamıştı, o zaman insan değildi.

    Adem ne zaman öleceğini bildiği için ölmek üzereyken insanlardan kaçtı, bir kedi içgüdüsüyle. Çok ama çok uzaklara yürüdü, onu takip edip bulamayacakları bir yere. Bir ceylan ona neden ayaklarının tabanının soyulduğunu sordu. Adem ona insanlardan kaçtığını söyledi. Ceylan onu anladığını göstererek başını eğdi, sonrasında bacağındaki yarayı gösterdi. Sivri bir mızrak tarafından yaralandığı belliydi. Ceylanın minik yavrusu üzgün gözlerle annesinin yaralı bacağına kafasını yaslıyordu.

    Adem eğilerek yavruya doğru elini uzattı. İnsanlardan korkan yavru hemen geri çekildi ancak bir süre sonra havada insan kokusu olmadığını fark ettikten sonra eline yavaş yavaş yaklaştı. Yavrunun gıdığını severken gülümsedi Adem. Sonrasında ayağa kalkarak etrafa baktı, başka ceylanlar olup olmadığını duymaya çalıştı. Ceylan ona kederli gözlerle baktığında cevabın hayır olduğunu anladı, büyük ihtimalle diğerleri de insanlar tarafından avlanmıştı. Bölgede kalan tek ceylan olmanın ne kadar tehlikeli olduğunu düşündü.

    Adem anne ceylana kendisini dikkatle dinlemesini tembihledi, ona çok yakında kendisinin öleceğinden ve bedeninin toprak üzerinde yavaş yavaş çürüyeceğinden bahsetti. Eğer kendini ve yavrusunu yırtıcı bir hayvandan kurtarması gerekirse onun cesedini yem olarak kullanabilirdi. Ceylanı bir ağacın altına kadar eşlik etti, ölüm yerinin burası olacağını söyledi. Ceylan ile yavrusu bunu ihtiyaçları olursa hatırlayacağını söyleyerek ona teşekkür ettiler ve başka ağaçların arasına doğru koşarlarken Adem'in görüş açısından kayboldular.

    Sonrasında Adem iç çekip ağacın gövdesine yaslanarak yere oturdu. İnsanlık üzerine düşündü, felsefeye yakın bir yol izledi zihni. Tam olarak felsefe değil miydi, değilse neden değildi? Felsefeyi sadece insanlara özel yapan şey neydi? Adem'in doğru cevapları vardı, insanın ise sevgiyle bencil ve cahil olma hakkı.

    Ve insan olmadığı için bilgilerinin hiçbirini sonraki nesillere miras bırakamayacaktı, hayır. Ona inanmayacaktılar, inanmadılar. Adem gözlerini son kez yumarken –veyahut yumduğunu düşünürken– insanlık için yapacağı hiçbir şey olmadığını bilerek üzerinde bir sorumluluk hissi olmadan uzandı.

    Adem gözlerini açtığı gelecekte insanlığın vardığı noktaya baktı. Tüm bu teknoloji onu biraz olsun şaşırtmamıştı, her şeyi bilen bir adam için belki de daha hiçbir şeydi. Belki de daha ilerisi yoktu. Sonrasında gözlerini insanlara doğru çevirdi. Gözlerinde hayvanlara bakarkenki aynı acıma, hepsinde Gılgamış'ın ganimetinin zenginliğini aşan bir insanlıkla.

    Adem her zaman zenginlikten nefret etmiştir, gözlerini kısarak en öndekine baktı.

    Baktığı adam kendisine nazikçe gülümsedi, bunun gerçek bir gülümseme olmadığını biliyordu. İnsanlar, insanlık adına herkesi temsil ettiklerini varsayarak gülümserler. Kendilerinin tek bir birey olduklarını hatırlamayı beceremedikleri gibi bireysel düşüncelerini de herkese mâl ederler. Adem'in yüzünün tamamına bakmayı reddettiği adam konuşmaya başladı; "En eski ve en eski insanı geri döndürmeye karar verdik. Teorimize göre insanlık nesilden nesle azalıp yok olmaya yaklaşıyor. O zaman tüm insanlığın ilk insanda olması gerekir, o da siz oluyorsunuz Hazreti Adem.", dedi ellerini göğüs kafesinin bir karış altında buluşturarak.

    Adem araştırmacının sözlerine devam etmesini bekledi. Kendisine bir soru sorulmamıştı, bu da onun gözünde konuşma hakkının onda olmadığını gösteriyordu. Araştırmacı biraz afallamış hissederek boğazını temizledi:

— Biz de düşündük ki, en merhametlimiz olarak… Biz insanlara zenginliğinizden bir pay vermek istersiniz, belki de… Sonuçta o kadar ihtiyacımız var ki, dünyanın şu anki halini görseniz gözlerinize inanamazsınız.

    Adem onlara sadece "Bana dünyayı gösterin." dedi.

    Göğe doğru yükselen rüzgârsız sokağa bakarken çenesini kaldırdı Adem. Kulaklarını bir tavşan gibi kaldırırken insansızlığın sessizliğine tanık oldu. Her şey artık "insanlı" idi. Harmoniden çok bir hakimiyet söz konusuydu. Adem'in bilgisinin çok dışındaydı, çünkü bu bir bilgi değildi. İnsanlığın varlığı bir duyguydu ve Adem bunu sindiremiyordu. Yeni bir bilgi alacak türden beslenmemişti beyni.

    Bilim adamı elini Adem'in omzuna koydu, Adem kafasını yavaşça adama doğru döndürürken kirpiklerinin üzerinde bile yansıma yapan ışıklar gözlerini acıtıyordu.

— Ee, ne düşünüyorsun? Çok gelişmemiş miyiz? Şaşırtıcı gelmiş olabilir ya da çoktan biliyordun, emin değilim. Ama bence biz insanları bu kadar denediğimiz için ödüllendirmelisin, Tanrı da bunu isterdi eminim, dedi adam korkunç bir egoyla.

    Adem çenesini sıkarak dişlerinin arasından tısladı;

— Tanrı insanlar gibi bir düşünce yapısına sahip değil, egona kulak vererek onun yerine konuşma.

— Biz bilim adamlarının dünyasında Tanrı çoktan öldü bile, biliyor musun? Biz her şeyi araştırıp dururken asla bize yardım etmedi, dedi adam.

— Gönderdiği yardım bendim, hayvanlardı. Ancak atalarınız ve siz insanlığınızı çok üstün sayarak kendi kendinize her şeyi başarabileceğinizi zannettiniz. Tanrı bile başaramayacağı şeyler olduğunu görüp vazgeçerken siz egoda onu bile geçtiniz.

— Bu, Tanrı'nın başaramadığı şeyleri biz başardık mı demek oluyor yani?

— Bi'nevi öyle, eğer bununla gurur duymak istiyorsan.

    Adam heyecanla ekibindekilere döndü, aralarında bunun üzerine bir kutlama yapmaları gerektiğini söylerlerken bazıları ıslık çaldı bazıları alkışladı.

    Adem nasıl bir ceylan gibi kaçacağını bilerek oradan fark edilmeden uzaklaştı.

    Her tarafta kenarındaki kırmızı ışık yanıp sönen kameraları gördüğünde midesinde kusmak istercesine bir his oluştu.

    Hâlâ her şeyi biliyordu, tekrar ne zaman öleceğini de.

    Cevap ise tam o andı. Havayı zehirleyen insanlığın ciğerlerine dolmasıyla bedeni anbean nefessiz kalıyordu. Tüm hayvanlar yok eden de insanlığın kendisiydi.

    Adem kendisi öldükten sonra bedeninden ondan izinsiz yararlanacaklarını biliyordu; derisini soyarak sınırlı üretim lüks çantalar yapacaklar, etini lezzetli yahnilere katacaklar, gözlerini insanların günahlarını okumak için göze ihtiyacı olan birine bağışlayacaklar… Ciğerleri dışında her şeyini alacaklardı. Hayvanların zehirlenmiş ciğerleri bir fayda etmezdi.

    Adem son nefesini verirken, Tanrı'nın yarattığı bu zalim varlıklar hakkında ne hissettiğini düşündü. Sonrasında ilk kez yeni bir bilgi öğrendi, Tanrı gerçekten ölmüştü. O bile zehirlenmişti insanlıktan. Artık insan insanlıkla baş başaydı. Eğer bir gün onlar da yağmurun altında insan olmaktan temizlenirlerse, bir gün insanlıklarını kaybedip gerçekten hayvan olurlarsa belki o zaman her şey eski haline dönebilirdi.

    Ancak onların derileri kalındı, derilerinin altlarında ise damarlarında "sevgi" ismini verdikleri bencillik kendilerini hayvanlardan üstün görmelerine sebep olurken temizlenmelerine ihtimal yoktu.

    Ademin bedeni son kez yağan yağmur altında temizlenirken bu sefer yağmur damlaları ona acı hissettirmedi, ölüm bir kurtuluş gibiydi.

26 Aralık 2025 Cuma

Nehrin Köpeği

Destanlarda bir savaşçıdan bahsederler

En erkeksi utançla donatılmış zihni

Kalbinde ise bunun tam zıddı var bir mücadelesi

Vatanının en büyük simgesi, oysaki

Tek dileği; yarışmamak, savaşmamak, insan olmak- belki birileri-


Bir kılıca en gerekli azık özgüvense

Mızrağa da doğrultusu belli nefrettir.

Kehanete bak ki var biri elimizde,

Dostu ellerinde ölürken nehrin suyunda gördüğü çehredir.

Şimşeğin ıskalama riski de müstebat.

30 Ekim 2025 Perşembe

Sen Tütersen Kimdir Yanan?

Hayat bir damla akmadan

Kalpler bir adım uzaklaşmadan

Gurbettedir Adem adam

Çünkü burnumda tüter bir insan


Yâr ile diyarda bir kafiye var

Bu yüzdendir ki gözlerim seninle dolar

Dolu bir nehir sabırsızca akar

Hedefidir ki senin oralara karışıp adımlarına bakar


Ciğerimden uçan mı bir su buharı

Yoksa kalbimin içinden parçalanışı

İç çekerek sabretmeyi dene

Şansa beynime senden bir parça ilerleye