3 Şubat 2026 Salı

Adem'in Dileği

    İnsanlığın zamanı bile bükmeyi öğrendiği bir geleceğe sürüklenmişti ilk insan, Adem. Yaratılışını dün gibi hatırlıyordu; diğer insanlar gibi etten kemikten yapılmamıştı o, toprağın kendisinin rastgeleliğinden Tanrı'nın ilk çömlekçilik deneyimi olarak ortaya çıkmıştı. Tanrı bu işte ne kadar başarısız olduğunu fark etmiş olacak o andan sonra insanları topraktan yapmak yerine Adem'in yarısından yaratmaya karar verdi. Adem her bir insanın kendisinden çıkmasıyla yavaş yavaş azaldı, diğer insanlar gibi yaratılmamış olmasının üzerine topraktaki mineraller gibi vücuduna geçmiş insanlığını da bu şekilde kaybetti.

    Ve dinmek bilmeyen bir yağmur yağdı üstüne, her şeyini kaybetmişken. Üstünde onu damlalardan koruyacak bir deri yokken, içinde vücuduna sıcak kan pompalayacak sevgiyle dolu bir yürek yokken. Tenine düşen her yağmur damlası canını acıtıyordu, savunmasızdı. Diğer insanların aksine, yağmurdan kaçmak için bir barınak bulmadan, yağmurun altında çömeldi. Gözleriyle yağmurun akışına eşlik ederken yapraklarından damlalar kayıp giden bir bitkiye benziyordu. Kökleri o anda ölümü arzulamaya başlamıştı.

    Adem Tanrı'ya sordu:

— Peki ya insanlık? Nasıl çoğalıp artacak, her zaman bölünerek azalacak mı?

    Tanrı her zamanki gibi sessiz kaldı, bir meleği Adem'e eşlik etmesi için görevlendirdi. Adem meleği takip ederken bir çift insanla karşılaştı. Bir kadın ve bir erkek, birbirlerini çok sevdiklerini söyleyen… O anda doğumun mucizesiyle tanıştı. Anne ve babanın insanlığı birbirleriyle birleştiklerinde yavrularına aktarılıyor, ona insan olma yolunda büyük bir miras bırakıyordu. Bir peygamber olarak insanlığı görme yeteneği verilen Adem yenidoğanın parlayan yüzüne bakarken kıskanmadan edemedi. İçten içe insan olmayı diledi. Kendi başına hiçbir şey yapmayı bilmeyen bir bebek bile ondan daha insandı. Her gördüğü bebeğe karşı da yüzünü çevirdi, bebekler de onun varlığının yok olduğunu zannederek şaşırdılar.

    İnsanlar ona yavaş yavaş bir insandan çok kutsal bir lider olarak muamele etmeye başladıklarında, insanların başka canlılara nasıl davrandıklarını anlamaya başladı. Yaşamak için gerekli her şeyi bilmek onu bir insan değil, sadece hayvan yapıyordu. İçgüdüleriyle hareket etmemesine rağmen insanlar onu kendilerinden biri olarak görmüyorlardı. Çünkü insan olmanın önemli bir parçası da öğrenmekti, başkalarından onların gösterdiği sevgiyle öğrenmek. Ama Adem her şeyi biliyorsa, o zaman öğrenilecek hiçbir şey kalmamıştı, o zaman insan değildi.

    Adem ne zaman öleceğini bildiği için ölmek üzereyken insanlardan kaçtı, bir kedi içgüdüsüyle. Çok ama çok uzaklara yürüdü, onu takip edip bulamayacakları bir yere. Bir ceylan ona neden ayaklarının tabanının soyulduğunu sordu. Adem ona insanlardan kaçtığını söyledi. Ceylan onu anladığını göstererek başını eğdi, sonrasında bacağındaki yarayı gösterdi. Sivri bir mızrak tarafından yaralandığı belliydi. Ceylanın minik yavrusu üzgün gözlerle annesinin yaralı bacağına kafasını yaslıyordu.

    Adem eğilerek yavruya doğru elini uzattı. İnsanlardan korkan yavru hemen geri çekildi ancak bir süre sonra havada insan kokusu olmadığını fark ettikten sonra eline yavaş yavaş yaklaştı. Yavrunun gıdığını severken gülümsedi Adem. Sonrasında ayağa kalkarak etrafa baktı, başka ceylanlar olup olmadığını duymaya çalıştı. Ceylan ona kederli gözlerle baktığında cevabın hayır olduğunu anladı, büyük ihtimalle diğerleri de insanlar tarafından avlanmıştı. Bölgede kalan tek ceylan olmanın ne kadar tehlikeli olduğunu düşündü.

    Adem anne ceylana kendisini dikkatle dinlemesini tembihledi, ona çok yakında kendisinin öleceğinden ve bedeninin toprak üzerinde yavaş yavaş çürüyeceğinden bahsetti. Eğer kendini ve yavrusunu yırtıcı bir hayvandan kurtarması gerekirse onun cesedini yem olarak kullanabilirdi. Ceylanı bir ağacın altına kadar eşlik etti, ölüm yerinin burası olacağını söyledi. Ceylan ile yavrusu bunu ihtiyaçları olursa hatırlayacağını söyleyerek ona teşekkür ettiler ve başka ağaçların arasına doğru koşarlarken Adem'in görüş açısından kayboldular.

    Sonrasında Adem iç çekip ağacın gövdesine yaslanarak yere oturdu. İnsanlık üzerine düşündü, felsefeye yakın bir yol izledi zihni. Tam olarak felsefe değil miydi, değilse neden değildi? Felsefeyi sadece insanlara özel yapan şey neydi? Adem'in doğru cevapları vardı, insanın ise sevgiyle bencil ve cahil olma hakkı.

    Ve insan olmadığı için bilgilerinin hiçbirini sonraki nesillere miras bırakamayacaktı, hayır. Ona inanmayacaktılar, inanmadılar. Adem gözlerini son kez yumarken –veyahut yumduğunu düşünürken– insanlık için yapacağı hiçbir şey olmadığını bilerek üzerinde bir sorumluluk hissi olmadan uzandı.

    Adem gözlerini açtığı gelecekte insanlığın vardığı noktaya baktı. Tüm bu teknoloji onu biraz olsun şaşırtmamıştı, her şeyi bilen bir adam için belki de daha hiçbir şeydi. Belki de daha ilerisi yoktu. Sonrasında gözlerini insanlara doğru çevirdi. Gözlerinde hayvanlara bakarkenki aynı acıma, hepsinde Gılgamış'ın ganimetinin zenginliğini aşan bir insanlıkla.

    Adem her zaman zenginlikten nefret etmiştir, gözlerini kısarak en öndekine baktı.

    Baktığı adam kendisine nazikçe gülümsedi, bunun gerçek bir gülümseme olmadığını biliyordu. İnsanlar, insanlık adına herkesi temsil ettiklerini varsayarak gülümserler. Kendilerinin tek bir birey olduklarını hatırlamayı beceremedikleri gibi bireysel düşüncelerini de herkese mâl ederler. Adem'in yüzünün tamamına bakmayı reddettiği adam konuşmaya başladı; "En eski ve en eski insanı geri döndürmeye karar verdik. Teorimize göre insanlık nesilden nesle azalıp yok olmaya yaklaşıyor. O zaman tüm insanlığın ilk insanda olması gerekir, o da siz oluyorsunuz Hazreti Adem.", dedi ellerini göğüs kafesinin bir karış altında buluşturarak.

    Adem araştırmacının sözlerine devam etmesini bekledi. Kendisine bir soru sorulmamıştı, bu da onun gözünde konuşma hakkının onda olmadığını gösteriyordu. Araştırmacı biraz afallamış hissederek boğazını temizledi:

— Biz de düşündük ki, en merhametlimiz olarak… Biz insanlara zenginliğinizden bir pay vermek istersiniz, belki de… Sonuçta o kadar ihtiyacımız var ki, dünyanın şu anki halini görseniz gözlerinize inanamazsınız.

    Adem onlara sadece "Bana dünyayı gösterin." dedi.

    Göğe doğru yükselen rüzgârsız sokağa bakarken çenesini kaldırdı Adem. Kulaklarını bir tavşan gibi kaldırırken insansızlığın sessizliğine tanık oldu. Her şey artık "insanlı" idi. Harmoniden çok bir hakimiyet söz konusuydu. Adem'in bilgisinin çok dışındaydı, çünkü bu bir bilgi değildi. İnsanlığın varlığı bir duyguydu ve Adem bunu sindiremiyordu. Yeni bir bilgi alacak türden beslenmemişti beyni.

    Bilim adamı elini Adem'in omzuna koydu, Adem kafasını yavaşça adama doğru döndürürken kirpiklerinin üzerinde bile yansıma yapan ışıklar gözlerini acıtıyordu.

— Ee, ne düşünüyorsun? Çok gelişmemiş miyiz? Şaşırtıcı gelmiş olabilir ya da çoktan biliyordun, emin değilim. Ama bence biz insanları bu kadar denediğimiz için ödüllendirmelisin, Tanrı da bunu isterdi eminim, dedi adam korkunç bir egoyla.

    Adem çenesini sıkarak dişlerinin arasından tısladı;

— Tanrı insanlar gibi bir düşünce yapısına sahip değil, egona kulak vererek onun yerine konuşma.

— Biz bilim adamlarının dünyasında Tanrı çoktan öldü bile, biliyor musun? Biz her şeyi araştırıp dururken asla bize yardım etmedi, dedi adam.

— Gönderdiği yardım bendim, hayvanlardı. Ancak atalarınız ve siz insanlığınızı çok üstün sayarak kendi kendinize her şeyi başarabileceğinizi zannettiniz. Tanrı bile başaramayacağı şeyler olduğunu görüp vazgeçerken siz egoda onu bile geçtiniz.

— Bu, Tanrı'nın başaramadığı şeyleri biz başardık mı demek oluyor yani?

— Bi'nevi öyle, eğer bununla gurur duymak istiyorsan.

    Adam heyecanla ekibindekilere döndü, aralarında bunun üzerine bir kutlama yapmaları gerektiğini söylerlerken bazıları ıslık çaldı bazıları alkışladı.

    Adem nasıl bir ceylan gibi kaçacağını bilerek oradan fark edilmeden uzaklaştı.

    Her tarafta kenarındaki kırmızı ışık yanıp sönen kameraları gördüğünde midesinde kusmak istercesine bir his oluştu.

    Hâlâ her şeyi biliyordu, tekrar ne zaman öleceğini de.

    Cevap ise tam o andı. Havayı zehirleyen insanlığın ciğerlerine dolmasıyla bedeni anbean nefessiz kalıyordu. Tüm hayvanlar yok eden de insanlığın kendisiydi.

    Adem kendisi öldükten sonra bedeninden ondan izinsiz yararlanacaklarını biliyordu; derisini soyarak sınırlı üretim lüks çantalar yapacaklar, etini lezzetli yahnilere katacaklar, gözlerini insanların günahlarını okumak için göze ihtiyacı olan birine bağışlayacaklar… Ciğerleri dışında her şeyini alacaklardı. Hayvanların zehirlenmiş ciğerleri bir fayda etmezdi.

    Adem son nefesini verirken, Tanrı'nın yarattığı bu zalim varlıklar hakkında ne hissettiğini düşündü. Sonrasında ilk kez yeni bir bilgi öğrendi, Tanrı gerçekten ölmüştü. O bile zehirlenmişti insanlıktan. Artık insan insanlıkla baş başaydı. Eğer bir gün onlar da yağmurun altında insan olmaktan temizlenirlerse, bir gün insanlıklarını kaybedip gerçekten hayvan olurlarsa belki o zaman her şey eski haline dönebilirdi.

    Ancak onların derileri kalındı, derilerinin altlarında ise damarlarında "sevgi" ismini verdikleri bencillik kendilerini hayvanlardan üstün görmelerine sebep olurken temizlenmelerine ihtimal yoktu.

    Ademin bedeni son kez yağan yağmur altında temizlenirken bu sefer yağmur damlaları ona acı hissettirmedi, ölüm bir kurtuluş gibiydi.

1 yorum:

  1. İnsanların insanlıklarını kaybetmemelerinin sebebi düşünebilmeleri. Uzun süre düşünüyorlar, yapabildikleri ve yapabileceklerini karşılaştırıyorlar. İnsanlara bakıp yapamayacaklarını gören sadece Adem değil, diğer bütün insanlar da aynı olduğu için kaçırılacakların endişesiyle insan olmaya bu kadar kaptırmışlar kendilerini. İşte bu yüzden bence Adem sandığının aksine insanın gerçek tanımı. Hepsi insanlıktan çıkmaktan öylesine korktukları için insanlığın özünde ne olduğunu unutuyorlar. Ayrıca Adem her şeyi bilen bir lider, ama aslında en önemlisini, bildiği her şeyin aslında hiçbir şey olduğunu bilmiyor. İnsanlar içlerinde hayatta kalmaktan çok daha fazlasını barındırıyorlar. Bana kalırsa bu noktada öğren öğren bitmeyecek bir şey duygular ve düşünceler.
    not: ana fikrin bunlarla bağlantılı mı ya da ana fikrinle inatlaştığım için bana gıcık oluyor musun bilmiyorum ama bir şeyler söylemek varken sadece çok güzel yazmışsın diyip geçmek istemiyorum </3

    YanıtlaSil